Yazının başlığındaki sözü ilk defa bir arkadaşımın bana göndermiş olduğu “Hayat ve Mücadele” ruhunun anlatıldığı bir videoda duymuştum. Çok kısa bir cümle olmasına rağmen ne kadar anlamlı öyle değil mi?
Hayat hiçbir zaman düz bir çizgide ilerleyen bir süreç değildir. Kimi zaman yükseliriz, işimizi rayına koyduk deriz. Bir bakarız ki kriz çıkmış her şeyimizi kaybetmişiz. Veya çok güzel bir işe girmişizdir, aradan seneler geçer şirket devredilir ve bir bakmışız ki işten bir günde çıkarılmışız. Başladığımız yere geri dönmüş gibi hissederiz kendimizi. Tecrübe gerçekten çok acımasız bir öğretmen; önce sınav yapıyor, dersi sonra öğretiyor. Ama her şeye rağmen hayat devam ediyor. Hayattaki zikzaklara karşı direnmenin belki de tek ilacı mücadele ruhudur. Mücadele; insanı ister iyi ister kötü durumda olsun hayata sıkı sıkıya bağlanmasını sağlar. Diğer ifadeyle, iyi şeylerle karşılaştığı zaman tedbirli olmayı, kötü şeylerle karşılaştığı zaman da pes etmemeyi öğretir. İzlediğim videoda mücadele duygusunu şekillendiren en önemli dönemin çocukluk yaşları olduğu belirtildikten son şu örnek veriliyor: “Üç veya dört yaşındaki bir Alman veya İngiliz çocuğu kendi kendine gidip yemeğini alıp yerken, bizde maalesef aynı yaştaki çocuklara yemeğini annesi yedirir, babası aman biraz daha ye diye olmadık şekillere bürünür, halası da ağzını da siler. Bu çok basit bir örnek ama insanın mücadele duygusunun oluşmasına verilecek belki de en somut olaylardan birisidir." Bir insanın ailesi zengin ise veya iyi bir eğitim almışsa toplumda çok kolay bir yerlere gelebileceği zannedilir. Bir kısım insan için bu böyledir. Ama bilinmelidir ki, bugün ilkokul mezunu olan insanlar bile mücadele ederek toplumda çok önemli yerlere gelmişlerdir. On sene öncesinin zenginlerinden çoğunun bugün artık esamesi bile okunmamaktadır. On sene sonra da bugün isimleri sürekli geçen kişileri toplum unutacaktır. Ama emek vererek mücadele ederek hayatın tüm olumsuzluklarına direnen kişiler mutlaka varmak istedikleri noktaya varacaklardır. Bu kesinlikle bir ütopya veya fantezi değil. Çünkü insan isterse, başkaları ne der diye düşünmeden kendi amaç ve idealleri için çalışırsa mutlaka hedefe giden yola ulaşacaktır. Tabi bir de hiç çalışmadan, gayret göstermeden ucuz yoldan köşeyi dönmek isteyenler var. Bugün bile aslında hiçbir çabası olmadan çok farklı yerlerde olan kişileri görebilirsiniz. Ama yarının bunlar için ne getireceğini kim garanti edebilir ki? Başkalarının üzerine basarak, sadece menfaat ilişkileri üzerine kurulmuş bir hayatın ebedi mutluluk getireceğini düşünmek en büyük illüzyondur. Çalışmadan, mücadele etmeden, hak aramadan elde edilenler kendimizi kandırdığımız bir gösteriden başka bir şey değildir. Gösteri bittiğinde ise “kral çıplak” damgası bugün olmazsa bile yarın mutlaka yenir. Eğer niyet hayır ise, mutlaka akıbette hayırdır. Ama niyet menfaat ve şer’den ibaretse, kişiye bumerang misali bir geri dönüş olacağı asla unutulmamalıdır. Netice olarak “Bedava Peynir Sadece Fare Kapanında Olur….”