Bugün Gazetesinin 15.07.2010 tarihli nüshasında “İŞTE İHANET” manşeti ile yer alan haberde özetle;
“PKK’lı teröristlerle irtibatlı havacı bir subayın görüştüğü üst rütbeli bir subaya –kendi adamlarımız – dediği teröristlere çok zayiat verdirdiği gerekçesiyle Heron’ların düşürülmesi ya da koordinatlarının değiştirilmesini istediği belirlendi. İsimleri tespit edilen iki subaya soruşturma açıldı. Ancak soruşturmayı yürütmekle görevli Hakim Albay Ahmet Zeki ÜÇOK’un tıpkı Karargah Evleri soruşturmasında olduğu gibi ihanet soruşturmasını da kararttığı öne sürüldü. Hala görevde olan subaylarla ilgili aynı birlikte görev yapan askeri personelden komutanlarına “bu hainlere tahammül etmeye devam ettikçe inancımız sarsılmakta” denilerek şikayet mektupları yağdı” deniliyordu.
İddia son derece ağır ve cevaplanması da o kadar zorunlu idi.
Belirli bir gruba ait yazılı ve görsel medyada bu haber görmezden gelindi. Kelimenin tam anlamıyla ihanet olan böyle bir olayla ilgili olarak kamuoyu en yetkili ağızlardan açıklama bekledi. Amao açıklamabir türlü gelmedi.. Şimdi Askeri Savcılığın da kabul ettiği üzere ıslak imza sahibine ait olduğu kesinleşen metne kağıt parçası ve boş lav silahlarını gösterip bunlar boru açıklaması yapanlar, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi E-muhtıra yayımlayanlar, devam eden yargılamalarla ilgili görüş beyan edenler, kendilerini birinci dereceden ilgilendiren böylesine ağır bir iddia karşısında susuyorlar. Dün gece bazı kanallarda bu seneaşırı yağış nedeniyle biber, hıyar ve domates fiyatlarının düşmediğine dair dakikalarca süren haberler vardı. Yani şerefli bir camia içindeki çürüklere bir şey yapılmaması hem o camia içindeki onurlu insanları, hem toplumu ve hem de şehitlerin ruhunu incitirken bu olayın sorumlularının gündeme taşınması hıyar ve domates fiyatları kadar önemsenmemişti. Demek ki hainlerin Mehmetçik kanı dökmesinin haber değeri yoktu. Demek ki şehit cenazelerinde yumruklayacak siyasi yüz arayanlar böylesi hainlerden şikayetçi değildi. Belki de kan tahlilleri yapılamadığı ya da tahliller temiz çıktığı içingörmezden, duymazdan ve bilmezden geliniyor. Böylesine ağır bir iddianın muhatapları neden en hızlı bir şekilde yargılanmaz?... Bu ne biçim bir yargıdır ki üç yıldır sonuçlanmaz.. Bu ne biçim bir yargıçtır ki el attığı her ciddi davayı karartır. Acaba askeri yargı yerine asgari yargı olsaydı yargılama sonuçlanır mıydı?.. Soruları çoğaltabiliriz. Ancak cevap vermesi gerekenler sustukça soruların ağırlığı altında ezilir kalırız. Şimdi bu kahredici suskunluktan sonra ciğerleri bir kez daha yanan şehit ailelerine ne cevap verilecektir?.. Yoksa bu da mı boru?. Yoksa sözün bittiği yerde miyiz?