İnsanların bakış açısı hep başka başkadır. Bu farklı bakış elbette farklı ideolojiden gelir. Çoğu kez ,toplumsal ahlak, devlet eliyle eğitim yolu ile şekillenir.
Kendilerini "islami" sayan bir çok gurup var. Bendeniz ayrı ayrı olsa da bu gruplara hep sıcak bakmışımdır. Bu ayrılığın fıtrattan kaynaklandığını düşünüyorum. İhanet müstesna.
Yine de kıyamıyorum. Rahmetli ebemin bir lafı vardı.." Kardeş kardeşi atmış, yar başında tutmuş" . Keşke imkanım olsa da, İrfan DİNÇ'i düştüğü bu kuburdan kurtarabilsem.
İktidar ,adı üstünde " muktedir" olmak ister. Ve bilinen bir şey daha var ki o da ,iktidarlar eğer gerçekten muktedir olabilmek istiyorsa öncelikle bürokrasiye hakim olabilmelidir.
Erbakan bundan yıllar önce elinde altın bir para göstererek " İslam Dİnarı Kullanmalıyız " demişti. Bu cümledeki maksadı çözemeyen fikirsizler kapitalizmin ve paranın ne olduğunu acaba biliyor mu?..
Eskiden babam arkadaşları ile yanyana gelince çimentodan kumdan başka şey konuşmazdı. Hele bir de Eşref ÇİNKO ve İsmet ÖZKAN yokmu akşama kadar kolon kiriş konuşurlar, bina yıkar bina yaparlardı.
Muhtemeldir ki "araştırma" dediğimiz şey bir şeyi " bulma ümidi" ile başlar. Yani bence bir şeyi araştırmaya başlamak için önce " tahmin ve ümit" işin içine girer..
İslam ; Yardım etmeyi , infakı, muhtaca el uzatmayı , aç doyurmayı emretmekte.. Bunu yapmanın türlü yolları var..Aslında bizler infakta biraz da bizi acıtan değerde şeyler yapmak yerine daha ucuz ve basit şeylere tevessül ediyoruz.
Mesleki kariyeri "en iyi" yapmak , mesleğin türüne göre değişiyor. Bilhassa sosyal bilimlerde "iyi" olmanın ilgi ve mesleki saygı ve işini sevmek gibi faktörlere bağlı olması kaçınılmaz.
Çankırı Araştırmaları Sitesi Çankırı'da "Araştırma" manasında ciddi bir internet sitesi olarak bu sahada boy göstermişti. Sitenin ilk tasarımı ve muhtevası oldukça doyurucu iken "güncel" ile ilgilenmeye başladığında büyü bozuluverdi..
"Fazilet " kelimesi kıytırık bir anlam taşımaz. Çok ağır ve deruni bir manası vardır. Öyle derindir ki sayfalar dolusu yazılsa bıkmaz ve bitmez tükenmez akıcılıkla onun hakkında içiçe bir çok felsefe üretmeye devam edebilirsiniz...
Bir seçimde gerçekten hile yapılmış olmasının karşılığı elbette vardır. Bunun için türlü muameleler, yasal itirazlar, sivil toplum örgütlerinin bu konuda seslerini yükseltmeleri veya yeryer halk hareketlerinin olması da anlaşılabilir. Ama;
Maduriyet veya bildik bir güç karşısında ezberlenmiş eziklik hiç bir zaman kirliliği temizlemeye yetmez. Fakat, AKPARTİ'yi AKP olmaya başlayan süreçten çıkarıp "AK" yapan şey artık kendi rengi değildir.
İnsanoğlunun bakış penceresi "akıl" dediğimiz vizördür. Ve hiçbir akıl mutlak manada gerçeği açıklayamaz. Yani rasyonellik dediğimiz "sözde müşterek akıl " bile aslında özümüzdeki birikimlerin nesne veya olayları "aklaması"ndan başka bir şey değildir.
Para için veya makam için yapılan işlerde türlü denemeler, yeniden başa sarmalar, başka yol denemeler, ricalar, yalvarmalar, yatıp yuvarlanmalar olur. Beni hala anlamakta direnenler ve anlamamakta iddiacı olanlar ve hatta bundan başka manalar çıkaranlar bilmeliler ki, benim bu kavgamı besleyen tek damar, kendime verdiğim "söz"dür..
Muhsin Yazıcıoğlu'nun ses rengi ve mahcubiyetleri, vefakar ve cefakar hali gözlerine yansımış yağız anadolu delikanlılığı hep ilgimi çeker. Ben onu tanımadım ama meşhur c5 koğuşlarında onunla yatan bir kaç arkadaşı tanıma fırsatım olmuştu.
Ne zaman troyka dan bahsedilse bize mahsus bir örnek gündeme gelir. Ve Mustafa Denizli'nin zamanın birinde lafettiği "İçimizdeki İrlandalılar" cümlesi dilimize takılır kalır.
İhanet insanlık tarihi kadar eskidir. Yaşayan hayatımız, hikayeler, romanlar ve şiirler hep ondan bahseder. En masum zamanlarda bile hep için için kaynayan bir sessiz isyan halidir ihanet.
Akparti'nin birinci parti olarak meclise girmesi ve kahır eksereyetle belediyelerde iktidar olmasının sebebi onun alternatifsiz olması mıdır?. Böyle düşünen herkes sadece yanılmakla kalmaz, hem kendine hemde başka akıllara hakaret etmiş olur. Çünkü;
En populer slogan kelimesidir. Hemen siyaset sloganı mutlaka bir işbirlikçi ilan eder ve meydanlarda birileri diğerlerini işbirlikçi olmakla suçlar. Bu aynı zamanda toplumsal olarak zihinlerimizin "edilgen" olduğunu ve ancak işbirliği yapacak kadar sığ fikir sahibi olduğumuzu gösterir.
Görünüşte çok masum bir cümledir bu. Fakat bu cümleyi kuranlar hayatlarının bütün zamanını sürekli ekmek peşinde tüketirler. Ve o ekmek, peşinde koşulmanın erişilmezliği ile bir tazı sürati ile kaçmaya devam eder..
Sistemler boşluk kabul etmez. Bir tükeniş bir başka otoritenin boşluğu doldurması ile sonuçlanır. Ve her otorite iddiası, her zaman bir başka alternatifle çekişme halindedir.
Akparti'yi Çankırı'da da başka illerde de birinci parti yapan geçmişinden taşıdığı Milli Görüş ruhuydu. Elli yıla yakın bir süredir direnen , dikleşen ve ezilen bir sesin iktidar olma nimetine Akparti sahiplendi. Yani o gün Akparti olmasa bile Milli Görüş zaten tekbaşına iktidarın sahibiydi..
İslamın Peygamberimiz vasıtası ile "yeniden" nazil olmaya başladığı ve namazın "farz" olduğuna dair emirlerin insanlığa intikalinden sonra acaba neler oldu?. Yani peygambere ve onun getirdiklerine inanan müslümanların bir kısmı kalkıp, " İyi hoş da, şu namaz olmasaydı keşke" dediler mi acaba ?..
Bugün size yine Maranki'den bahsedeceğim. 2012 Foton Çağına dair iddialarda bulunduğunu biliyoruz. Beden arınması ile ilgili açıklamaları ile bir çoğumuzun dikkatini üzerine çekti.
Belki darbeci zihniyet sahipleri harbileri ile namlularının içini yağlamaya devam ediyorlardır. Yıllardır bir yandan namlularını yağladılar, bir yandan da bu halka zoraki olarak bir ideolojiyi dayatmaya çalıştılar. Ama olmadı. Olmayacak ta.
Acaba "Cumhuriyet " derken hepimizin anladığı şeyler farklı mı?. Cumhuriyetimiz hemen her kesim tarafından tartışılıyor. Kimi onun devletçi olmasından yana kimimiz demokrasi taraftarı olmasını istiyor. Hatta Demokrasi Cumhuriyetin olmazsa olmazıdır diyen bile var.