Hayatı bir domates satıcısı olarak yaşamadım. Fakat; domates satıcısının bile “Derdi nedir?” düşündüm. İnsan böyle düşündüğünde, düşündükleri onu hayat içinde bir yerlere taşıyor.
Ben elbette, Kelâm-ı Kadim’de kastedilen; şaşkın, sapık ve yalancılıkla itham edilen şairlerin Cahiliye Kureyş şairleri olduğundan başka anlam çıkarmadığım gibi, kimi şairlerin yalan söylemeyeceğini iddia edecek kadar da safdil değilim elbette. Şair de bir insandır ve öteki insanların yalan söyleme ihtimali ne kadar mümkünse, onun da yalan söyleme ihtimali o kadar mümkündür.
Bir farklılık olsun istedim. Bu sefer konumuz kadınlar. Hamasi laflar olmayacak bu yazıda. Başlık belki acımasız bulunabilir kimilerince. Kadınlar üzerinden eleştirel bir sosyo-psikolojik bakış denemesi belki erkekler içinde yapılabilir. Ve belki daha da acımasız bir başlık altında olacağı mutlak :) Yine de bu yazı kadınlık psikolojisi üzerinden, kadın dünyasına küçük, ironik bir bakış. Kadınları bilmem ama erkeklerin büyük bir çoğunluğunun katılacağından şüphem yok.
Bu yazıyı lütfen eleştiriye tahammülsüzlük olarak değerlendirmeyiniz. Dilemma adlı şiirime eleştiri üzerinden yapılan densizliğe karşı bir cevap olarak değerlendiriniz.
Başkasının galibi, kendimin mağlubuyum Benim suya susayan, suyla boğulan da Aydınlığı isterim, görebilmek için seni Saklasın beni diye isterim karanlığı da
Kent karantina altına alınmalıdır Halk kekre kokulu uysallık hastalığına yakalanmıştır Sahte tanrılar, uyduruk şarkılar ırlamakta ve işçi kızlar içdonlarını sahnelere fırlatmaktadır
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın soylu duruş ve onurlu tavrına en gafil olan bile ses çıkaramadı. Soysuzlar karşısında hiçbir zaman eğmediğimiz başımızı, eğdikleri kendi başları ile eğik gösterenler; Allah’ın önünde başeğmeyen, bel bükmeyen, secde etmeyen ama yeryüzünün kirli güçlerine secde edip el etek öpenlenler bile itiraz edemedi bu duruşa. İçlerindeki soysuz ruhları yine de sessiz kalmadı, mıy mıylayarak “Ama, usül.. Ama yöntem… Ama monşerr” demekten öte geçemedi itirazları. Bu itirazlar bir tavrı olmayanların, usül takıntısıydı. Ve onlar aptal değillerdir bilirler. Onuru olmayanın tavrı, tavrı olmayanın usulü de, yöntemi de olmaz.
Ey İsrail! Ey zulüm! Unutma! Ve ben sana andolsun ki unutturmam Unutturmam kanlı kahpe ellerini Kanlı kahpe gözlerini, çocuk cesetlerini Unutmam! Unutma İsrail sen de Kan ağırdır gözyaşından.
Muallâ, ufacık bir çocukken dahi büyük bir kadın gibiydi.
İnce telli, sapsarı saçları hafif bir rüzgârla tüy gibi uçuşur, karışır giderdi. Gözleri hep hüzün dolu bakardı. “Büyük bir kadın gibiydi” demiştim belki; ufacık bir kız çocuğuna fazla olan gözlerindeki hüzün sebebiyle bana hep öyle gelmiştir.
Boris Vian'ın "Mezarlarınıza Tüküreceğim" adlı romanında bir kahraman vardır. Beyaz tenli bir Zencidir bu kahraman. Ve beyazlara öfkeli bir zencidir. Beyaz teni onu örten ve saklar. Ve zenci ruhlu, beyaz bir insan olarak öfke ve kinini ulu orta sergileyerek yaşar.
(Bu şiir Filistinli şair Mahmud Derviş'in bir şiiridir)
ARABIM
Saçlar: Kara. Gözler: kahve rengi. Özel belirtiler: Alnındaki bir çatkı. El ayası deniz kabuğunun içi gibi kırmızı. Uyuşturur tuttuğu eli bu eller. Ayrıca zeytin yağını, bir de kekiği çok severim. Arayan bulsun beni bir yitik köyde, adsız yollarda unutulmuş. Tarlalarda ter döker insanlar, taş ocaklarında ter döker. Özlüyor insanlar insan gibi yaşamayı.
Kütükte kayıtlıyım. Arabım. Atalarımın üzüm bağlarını sen aldın elimden, çocuklarımla ektiğim toprağı sen aldın. Bıraktın bu taşları bize, çocuklarımıza. Alacakmışsınız elimizden bu taşları da doğru mu?
Bir daha diyorum! Bir daha! Kütükte kayıtlıyım. Birinci sayfanın ta başına. Nefret etmem insanlardan saldırmam hiç kimseye. Ama aç korlarsa beni, korlarsa çırılçıplak, yerim etini beni soyanın, hem de çiğ çiğ. Açlığımı kolla benim ve öfkemi. Damarıma basma." ............. MAHMUD DERVİŞ ..........................
Yeryüzü ne çok zalim kral gördü... Ne çok tiran ve zorba . Ve insanlık, ne çok çekti bu zorbaların ve tiranların insafsız kalplerinden taşan nefretten. Fakat, o zalimlerin hiç biri, bugünlere kadar taşıyamadı zorbalıklarını; hiçbirisinin iktidarı sonsuz olmadı.
Çiğdemler kalır aklımda çankırı kokulu Çankırı çayları bir gün ben olup taşacak Kalır aklımda bir hacı taşan türküsü Bu gönül bu pop çağında ne yapacak
İçimizdeki korkuyu büyütüyorlar. Korku bizi sarıp sarmalıyor. İtidal yitiyor. Öfkenin, hezeyanın kollarına teslim oluyoruz. Aklı selim terkediyor bizi. Deliriyoruz. Bir cinnet hali yaşıyor toplum.