Bu ülkenin bütünlüğünü oluşturan, şu veya bu ırktan, dil veya inanç bakımından mozaik oluşturan ve asırlardır da her yerde ve ortamda kardeşçe yaşayan insanımızın. Sistemden, bürokrasiden, anayasasından, yaşanan kanunsuzluklardan, siyasi çıkar peşinde koşanların, derin oluşumların ve mafya babalarının elinden çekmediği kalmadı…
“Sayılı günler çabuk geçer.” derler. Gerçekten hem de öyledir. Bir taraftan da pek doğru olmadığını söyleyenler vardır ki “Sen gel bir de bana sor! Geçiyor, geçiyor ama nasıl?” diyerek sayılı günlerin bir türlü geçmediğini vurgulamaya çalışırlar.
12.Eylül.2010 tarihi, ülkemizde çok nadir de olsa yapılan bir referandum yani halk oylamasının tarihidir. O gün ülkemizde ve yurt dışında yaşayan oy vermeye yetkili vatandaşlarımız sandık başına giderek tercihlerini bildirecekler ve sandıktan çıkan netice ülkemizde yapılan uygulamaların şeklini belirleyecektir.
Her ideolojinin ve dinin kendi müntesiplerine (bağlılarına) vaat ettiği şey, onların mutlu ve mesut olmalarını sağlamak olmaktadır. Tabii bu iddia ne ölçüde meydana gelmiştir, işte o husus o dinin uygulandığı yerde ve uygulandığı dönemde inananlarının ve kendi dışlarında ki insanlarla kurdukları ilişkilerin durumu incelendiğinde ortaya çıkmaktadır.
Asr-ı Saadette evlenme işleri ve işlemleri kolay bir şekilde yürütülür, evlenmek isteyen bir adayın önüne her hangi bir formalite konulmazdı. Evlenme talebi damat tarafından gelebildiği gibi gelin adayı tarafından da gelebilirdi.
Peygamberimiz Hazreti Muhammed (S.A.V) in içerisinde yaşadığı Asr-ı Saadette, müslümanların bütün işlerinde ve davranışlarındaki tek ölçü, Kur’an-ı Kerim’in ölçüsü olmuş, Kur’an hükümlerinin pratik hayatta tatbik edilmesini ise Peygamberimizin sözleri ve yaşayış şekilleri belirlemiştir.
Gelir İdaresi Başkanlığı yayımladığı tebliğ ve sirkülerle gerekli açıklamaları yapa dursun yargıda kanun açık hükmünü gerekçe gösterip çoğunlukla mükelleflerin lehine karar veriyor, vermeye de devam ediyor.
Vakit yazarı Serdar Arseven'in Saadet Kongresi sonrası tespitlerini yazdığı köşe yazısında "Erbakan Hoca’nın vazgeçilmezliğine, Numan Bey’in kısa sürede ortaya koyduğu liderlik vizyonuna ne kadar vurgu yaparsanız yapın, “orta yolu” bulmak çok güç." dedi.
1970’li yıllar ve biz henüz Üniversite okuyan gençleriz. Ankara İlahiyat Fakültesinde o zamana kadar yaşanmayan bir olay meydana geldi. İlahiyat Fakültesinde öğrenimini sürdüren Hatice Babacan isimli bir kızımız, başörtüsü ile derslerine devam ederken ve fakültenin 3. sınıfına gelmişken birden değişen bir kararla okula ve sınıfa alınmamaya başlandı. Gerekçe olarak da o zaman henüz keşfedilmemiş bulunan “türban” kelimesi yerine “başörtüsü” olarak gösterildi.
Hiç etrafımıza bakıyor muyuz? Neredeyse ilköğrenim son sınıf öğrencileri bile flört yapmaya başladılar. Arka sokaklarda güya maneviyat sahibi olduğunun işareti olan başında başörtüsü olan genç kızlar yanlarında saçı sakalı birbirine karışmış bir takım hırpani kılıklı oğlanlarla flört yapıyor, arkadaşlık kuruyorlar.
Hayatı bir domates satıcısı olarak yaşamadım. Fakat; domates satıcısının bile “Derdi nedir?” düşündüm. İnsan böyle düşündüğünde, düşündükleri onu hayat içinde bir yerlere taşıyor.
İnsanların bakış açısı hep başka başkadır. Bu farklı bakış elbette farklı ideolojiden gelir. Çoğu kez ,toplumsal ahlak, devlet eliyle eğitim yolu ile şekillenir.
Aile müessesesi, fertten topluma geçerken bir köprü ve önemli bir işaret taşıdır. Fertlerin mutlu, toplumun mutlu olmasını isteyenler aile müessesine baksınlar. Onu nasıl kuruyor, onun idamesini (devamını) nasıl sağlıyorlar. Eğer toplumda aileler mutlu ise bu hem ferdin ve hem de toplumun mutluluğunun en büyük ölçüsüdür.
Mavi Marmara gemisinin Gazze’ye insani yardım götürmesi ve orada İsrailli askerler tarafından karşılaştığı insanlık dışı davranışlar hep yazıldı, çizildi, söylendi. Hadisenin oluşu, bu oluşta ki garabetler hep anlatıldı. “İsrail’in ne terörist devlet, yaptıklarının haksızlık olduğu anlatıldı.
Ne yani; 19 yaşında ve hayatının baharındaki Furkan DOĞAN otoriteye itaat etmediği için mi yarım metre mesafeden kafasına sıkılan beş kurşunla öldürüldü?..
Kendilerini "islami" sayan bir çok gurup var. Bendeniz ayrı ayrı olsa da bu gruplara hep sıcak bakmışımdır. Bu ayrılığın fıtrattan kaynaklandığını düşünüyorum. İhanet müstesna.
Filistin’de ve özellikle Gazze’de, 1948 den bu yana yaşanan acı dram karşısında ülkemizde ki sağduyulu insanların gösterdiği tepkiler büyüdü büyüdü ve “Mavi Marmara” adında ki bir gemi oldu, yanına aldı 6 gemi ile birlikte bir filo oluşturdu ve Gazze’ye doğru yola çıktı. Bu hareket, “Mavi Marmara Baskını” olarak tarihte ki yerini alacaktır.
27 Mayıs darbesinin 50. Yılında, gün ışığına çıkartılan yeni bilgi ve belgeler, ihanetin boyutunu ortaya koyarken, darbenin sadece Demokrat Parti iktidarına değil, demokrasimize, ordumuza hatta insanlığa karşı yapıldığını ispat etmektedir.
Dinimizin geniş kapsam alanının anlayabilmek için Kur’an-ı Kerimin ilk suresi olan Fatiha suresi başta olmak üzere birçok yerinde Rabbimizin buyurduğu; “… Rab bil âlemin…” ayetini ele almalıyız.
Ülkemizde yıllardan beri süre gelen bir yanlış anlayış var. Bunu özellikle siyasilerimiz kullanmakta, bu yanlış görüşü topluma pompalamaktadırlar. Bu anlayış; “Efendim. Din ferdidir. Allah ile kul arasındadır. Din, ferde hitap eder ve onu muhatap alır. Din bir vicdan işidir…” gibi.
Yirmi üç sene de peyderpey inen ayetlerle Kur’an-ı Kerim tamamlanmış son inen ayetle de “Dininizi kemale erdirdim, üzerinizde ki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’a razı oldum” (Maide suresi: 3) buyuran Rabbimiz, artık dinde eksik - fazla bir şey kalmadığını beyan buyurmuştur.