logo

pendik escort buca escort
26 Ekim 2020

AK Partili Akbaşoğlu’ndan önemli açıklamalar!

AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, Haber7 Gündem Masasının konuğu oldu. Akbaşoğlu, Haber7.com Genel Yayın Yönetmeni Osman Ateşli’ye gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

Muhammet Emin Akbaşoğlu Haber7’ye verdiği mülakatta, koronavirüs gündemi, HDP ve İYİ Parti içindeki ayrışma, Avrupa’da artan İslam düşmanlığı, Türkiye’nin NATO ilişkileri ve savunma sanayi hamlelerimiz gibi önemli konuları değerlendirdi.

 

İşte Akbaşoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları:

– Korona salgınını bizzat yaşayanlardansınız nasıl bir süreç yaşadınız?

 

“TEDBİRLERE RAĞMEN VİRÜSE YAKALANDIM”

100 yıl önce bir küresel salgın yaşanmış milyonlarca insanın ölümüne sebebiyet vermiş. 100 yıl sonra tekrar koronavirüs Kovid-19 dediğimiz bir salgını bütün insanlık şuan da yaşıyor. Biz tabi hakikaten tedbirlere riayet etmeye çalıştık bununla beraber aktif bir şekilde tabi İstanbul, Ankara, Çankırı üçgeninde koşuşturduğumuzda bir gerçek bu çerçevede bir şekilde virüsle tanışma durumu oldu. Ve gerçekten 58 gün boyunca Ankara Şehir Hastanesinde bir tedavi süreci yaşadık. Bunun 27 günü yoğun bakımda 20 günü de yoğum bakıma entübe olmak üzere bir süreç yaşandı. Gerçekten ağır bir süreç yaşandı. Tabi bu süreçte Sayın Cumhurbaşkanımız, Meclis Başkanımız, Sağlık Bakanımız çok yakinen takip edip ilgilendiler. Vesilenizle değerli doktorlarımıza, hemşirelerimize, hasta bakıcılarımıza bu konuda müteşekkir olduğumuzu ifade etmek isterim. Yoğun bir ilgi alakayla hakikaten bütün vatandaşlarımıza olduğu gibi bizlerle de bu konuda elhamdülillah sağlığımıza kavuştuk. Bununla beraber belki farkına varmadığımız ücretsiz olarak cenab-ı hakkın bahşettiği oksijeni nefes alıp verirken farkına varmadığımız bu nimetin değerini o süreçlerde vücudun kendi fonksiyonlarını yerine getirememesi ve dışardan oksijen takviyesine ihtiyaç duyulması daha sonra basınçlı oksijenle daha yüksek düzeyde bir ihtiyacın hasıl olması ve nihayetinde de bunun da yeterli olmaması münasebetiyle makineye bağlı olmak suretiyle vücut fonksiyonlarının yerine gelmesine dönük bir süreç gerçekten ağır bir süreç. İnşallah bu konuda bütün vatandaşlarımız maske, mesafe ve temizlik kurallarına son derece rivayetle hem kendilerini hem sevdiklerini hem de toplumumuzu bütün milletimizi bu virüsle tanışmaktan muhafaza ederler kendilerini. Dolayısıyla buna yönelik gerçekten bütün vatandaşlarımıza sağlık bakanlığımızın sağlık çalışanlarımızın ortaya koyduğu kurallara tam riayeti tekrardan hatırlatmak isterim. Bu manada sağlık her şeyin önünde zira halk içinde muhtemel bir nesne yok devlet gibi olmayan cihanda devlet bir nefes sıhhat gibi o nefes alışverişlerimizin nimetin kıymetini sağlıklıyken bilmek gerekir bu tür süreçlere hiç muhatap olmadan gerçekten koruma yollarıyla bu tedbirleri almak suretiyle bu tabloların yaşanmamasına özen göstermek gerekir. Ben bu vesile ile hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum şuan da tedavi gören bütün hastalarımıza da acil şifalar diliyorum.

– CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun erken seçim çağrısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

“YENİLEN PEHLİVAN GÜREŞE DOYMAZ”

Aslında bir atasözümüz çok güzel özetliyor “yenilen pehlivan güreşe doymaz” ama karşımızda pehlivan falan yok karşımızda sahte şekilde efelenme var. Eğer gerçekten bir pehlivanlık göstermek istiyorsa buyursun 2023 seçimlerinde adayım desin. Veya kendisinin talep ettiği seçinde aday olacağını söylesin. Kendi talebiyle bağlı bir şekilde bunu söyleşim. Bunu söyleyemez zira toplumda karşılığının olmadığını bu konuda Cumhurbaşkanı seçilemeyeceğini gayet iyi biliyor.

JOE BİDEN’DEN SİNYALİ ALDI

Ama burada maalesef Türkiye’nin lehine değil aleyhine bir tutum ve davranışı bilinçli bir şekilde ortaya koydukları görülüyor. Bu konuda 3 Kasım’da gerçekleşecek ABD seçimlerinde Joe Bıden’nın ortaya koymuş olduğu bir yaklaşım var. Aslında bu yaklaşımla beraber Sayın Kılıçdaroğlu’nun söyledikleri cümleleri beraber analiz etmek gerekir.  Aslında birbirine koşut birbirine paralel şekilde bir analizin daha doğru olduğu kaanatindeyim. Ancak bunların hepsi beyhude yaklaşımlar. Milletimiz doğrudan demokrasinin bir gereği olarak hem yasama organı olan TBMM ve milletvekillerinin hem de yürütme organı olan Cumhurbaşkanı’nı bizzat kendisi 2018 yılında yapılan seçimlerde belirledi ve anayasal olarak da 5 yıl sonra Haziran 2023’de seçimler yenilenecek. Bu konuda sayın Cumhurbaşkanımızın Ak Parti’nin yetkili organlarının tutum ve davranışları nettir. Sayın Devlet Bahçeli’nin de mesajları nettir. Dolayısıyla Cumhur İttifakı bu konuda net bir şekilde erken seçim olmayacağını 2023 yılında zamanında seçimlerin olacağını belirtmektedir. Ve bu mana da bizim yapacak çok işimiz var. Erken seçimle zaman kaybetmeye de gerekli olabilecek siyasi atmosfer de söz konusu değil. Dolayısıyla bizim işimiz milletimizin hizmetine kesintiye sebebiyet vermeksizin yaptıklarımıza daha fazlasını ilave ederek inşallah daha çok hizmetlerle, güzelliklerle buluşturmaya devam etmek. Biliyorsunuz en son 405 milyar metreküp bir doğalgaz rezervini milletimize müjdeledik inşallah çok daha büyük müjdelere de inşallah yakında nail olacağımızdan hiç kimsenin şüphesi bulunmaması gerekir dolayısıyla bizim Karadeniz’de, Ege’de, Akdeniz’de ki çabalarımız intikaya uğramamalı siyasi, ekonomik istikrar sosyal istikrar Türkiye’nin etrafında gerçekleşen birçok sıcak gelişme ve kayıtsız davranışa bir an bile söz konusu olamayacağı düşünülürse bunların aslında gerçekten oyalamaya yönelik bir takım siyasi atraksiyonlarla bile bile erken seçimin olmayacağını gerek bulunmadığını bile bile aslında sahte efelenmelerle  bir takım siyasi kazanımlar elde edebilir miyiz şeklinde yaklaşımlar olarak görmek gerekir. Erken seçim söz konusu değil erken seçim gerektiren herhangi bir durum söz konusu değil dolayısıyla Sayın Kılıçdaroğlu bunu bile bile böyle bir yalancı pehlivanlık peşinde ancak kendisine bu konudaki söyleyeceğimiz söz gerçekten bu manada erken seçim istediğini belirtecek şekilde samimi ise kendi görülerinde kendisinin cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıklaması lazım ki bu konuda gerçekten samimi bir şekilde düşüncesini ortaya koydu kamuoyu tarafından da kabul edilsin.

– 2023’te muhalefetin adayı sizce kim olur?

“DERTLERİ ÜLKEYE ÇAĞ ATLATAN LİDERE SET ÇEKMEK”

Tabi onlar çok değişkenli arz edebilir. Bu manada birçok isimle ilgili spekülasyonlar söz konusu olabiliyor ancak bu günün şartları tabi ki bunu nasıl bir çerçevede hareket edileceğine bir yol gösterecektir.

Dolayısıyla şimdiden bir şey söylemek hakikaten doğru olmaz ancak muhalefetin kendilerine ilişkin bir iddiayı ortaya koymaya dönük kendi güçlerini ispatlamaya, halkımız nezdinde karşılıklarının olduğunu ispatlaya dönük bir yaklaşımları maalesef söz konusu değil, bu iddia söz konusu olmadığı içindir ki başka arayışlara ve acaba Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a Sayın Cumhurbaşkanımızı önüne kimi aday gösterebiliriz ki, Recep Tayyip Erdoğan’a bu ülkenin gerçekten çağ atlatan liderine nasıl set çekebiliriz.

Düşünceleri biz nasıl hizmet edebiliriz şeklin değil, nasıl engelleyebiliriz şeklinde kişiselleşmiş bir hırsın gerçekten faydaya mebni olmayan bir yaklaşımın tezahürü olarak bu siyaseti ortaya koyuyorlar.

Kendilerini tavsiyemiz halkla beraber, halkın değerleriyle barışık bir şekilde kendi siyasi kimlikleriyle halkın karşısına çıkmalarıdır. Bu konudaki başka arayışlara girmemeleridir.

– İYİ Parti’de ardı arkası kesilmeyen FETÖ ve Soros iddiaları için ne söylemek istersiniz?  

AK PARTİ’NİN DEĞİL İYİ PARTİ’NİN MESELESİ

Şimdi her şeyden önce Sayın Meral Akşener’in adres olarak Ak Partiyi göstermesi külliyen gerçek dışıdır. Sonuç itibari ile hem Ümit Özdağ hem de biraz evvel bahsettiğiniz Balıkesir Milletvekili İYi Parti içerisinde görev almış, milletvekilliği yapmakta olan gerçi Balıkesir Milletvekili istifa etmişti.

Biraz evvel kendisinin söylemiş olduğu o Sorosçu mantık milli ve yerli duruş noktasında aksaklık eksiklik görmesi nedeniyle bunu deklare ederek istifa etti. Ancak Ümit Özdağ halen İYİ Parti milletvekili ve İYİ Partinin kurucuları arasında Genel başkan adayı olan bir kimse. Dolayısıyla kendi içlerindeki bir ayrışmayı, bir çatışmayı buradan kurtulmak için Ak Partiye hamletmek bir kere gerçekleri örtmek ve maalesef gerçek dışı bir yaklaşımla hakikatleri acaba milletin gözünden kaçırabilir miyiz yaklaşımına başvurmaktır. Bu Genel başkana da yakışmamaktadır, dolayısıyla burada hakikat nedir?

“HDP İLE İTTİFAKI KABUL ETTİLER”

Kendi aralarında halletmeleri gereken bir meseledir. Bu konuda bir disiplin süreci mi başlatılır, yoksa yargıya intikal etmesi nedeniyle kendi içlerindeki bu durumun yargının vereceği kararı mı beklerler bu kendilerinin bileceği bir iştir. Dolayısıyla bu konuda İyi Partinin yalnız kendi içinde kaynadığı bir gerçektir. Bu tutum ve davranışları nedeniyle halkında, kendi seçmeninin de HDP ile özellikle birlikte hareket etme yerel seçimlerde bu konuda birçok ilde ve ilçede HDP adayını desteklemeleri, örtülü veya direk bir şekilde İyi parti yönetiminin bu tutum ve davranışı seçmen tarafından da teşkilatlar bakımından da kendi içindeki bir takım milletvekilleri tarafından da kabullenilmemektedir.

Dolayısıyla bu konuda tepkilerini de kendi içlerinde ortaya koymaktadırlar. Bu İyi partinin kendi iç meselesidir ve kendi takdirlerinde çözümlenmesi gereken bir husustur. Bunu bir başka partiye bulaştırmalarının hiçbir anlamı ve gerçekliği yoktur.

– Meral Danış Beştaş’ın Erdoğan benzetmesi ve 6–7 Ekim olaylarında HDP’nin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? HDP’nin terör ile arasına hala mesafe koyamamış olmasını neye bağlıyorsunuz?

“MİLLETİN GÖZÜNDEN KAÇMAZ”

Meral Danış Beştaş’ın bu sözü zırva tevil götürmez kabilinden bir sözdür. Dolayısıyla hiçbir şekilde iki yaklaşımın kıyas edilmesi doğru değildir. Gerçekten Sayın Cumhurbaşkanımız vatanımıza, milletimize, devletimize kasteden bir kalkışmaya dönük, demokrasiye, cumhuriyete ve kendi geleceğini sahip çıkmasıyla ilgili bir demokratik çağrıda bulunmuştur. Meşru bir çağrıdır ve milletimiz de topyekûn yanında yer almış, bu çağrıya uymuştur. Uluslararası bir operasyon boşa çıkartılmıştır. 15 Temmuz sonrasında devletimiz bu yapılanmalardan kurtulmak suretiyle bir diriliş hamlesi gerçekleştirmiştir. Büyük ve güçlü Türkiye olarak dünyada bölgesel ve küresel güç anlamında çok önemli gelişmeleri yaşadığımızın farkındayız. Böyle bir sonuç doğurmuş bir çağrı söz konusu. Diğer çağrıya baktığımızda ‘6 – 7 Ekim olaylarına’ gerçekten bir grubun terör noktasında hareketlendirilmesiyle ilgili bir çağrı. Sonuçta onlarca insanın vefatına yüzlerce insanın da yaralanmasına sebebiyet veren bir terör çağrısıdır. Bu iki durumu bu şekilde ifadelendirmek hakikati tersyüz etmeye yönelik bir girişim ve zırvalamaktır. Dolayısıyla zırva tevil götürmez.

Bir başka haber !!  Fatih Erbakan: 'Paylaşımda adalet için yola çıktık'

HDP Türkiyelileşme ile ilgili bir iddia ile siyaset sahnesinde boy göstermeye çalıştı. Ancak söylenen ile yapılanları birlikte değerlendirdiğimizde ve geçmiş tarihe baktığımızda genel başkan düzeyinde kişilerin, terör örgütü liderinin heykelini dikmeyle, “biz sırtımızı PKK/PYD’ye yasladık” şeklinde ki beyanları ile teröre terör diyememe, terörü ve teröristi lanetleyememe durumu HDP’nin Kandil ile İmralı ile nasıl bir bağlantı içerisinde olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Vatandaşlarımız bu durumu net bir şekilde görmektedir. HDP’yi yöneten kişilerin, toplum ile millet ile devlet ile barışık bir şekilde, Türkiyelileşme ile ilgili söylemlerini gerçekleştirmeleri beklenirken maalesef bunu tam aksi istikamette yaşamaları milletin gözünden kaçmamaktadır. Kim bir suçun fiilin sahibiyse yargı onunla ilgili gereken kararı verir. 

– HDP’nin kendi içerisinde ayrılması söz konusu olabilir mi?

“NE YAPACAKLARINI BİLEMİYORLAR, TABANDAN KOPUYORLAR”

HDP içerisinde siyaset yapan kimseler kendi partilerinin geleceği ile ilgili farklı görüşler belirtiyorlar. Bu HDP’nin kendi bünyesinde halletmesi gereken iç bir sorun. Kendi içerisinde farklı görüşlerin çatıştığı farklı görüşlerin ortaya konulduğu görülüyor. HDP içerisindeki bu siyasetçiler ne yapacağını bilememe ile ilgili bir haleti ruhiye de ortaya koyuyorlar. Maalesef bazen talimatla önlerine konan metni okumak durumunda kalan siyasetçiler toplumdan ve kendi tabanlarından kopuk bir yaklaşım ortaya koyabiliyorlar. HDP’nin kendi içerisinde bu meseleyi tartışıp, demokratik, meşru, siyasi partiler kanununun ortaya koyduğu ilkeler çerçevesinde hareket etmesi bekleniyor. 

– Diyarbakır’da HDP binası önünde annelerin bekleyişi sürerken HDP’li yönetici çocuklarının Avrupa’da lüks hayatlar yaşaması çelişkisi hakkında ne söylersiniz?

HDP VİCDANİ OLARAK KEPENKLERİ KAPATTI

Vatandaşımız neyin ne olduğunun çok farkında. Oradaki Kürt kökenli kardeşlerimiz neyin ne olduğunun çok iyi farkında. Kendi seçmenine bu tahammülsüzlüğü gösteren bir milletvekili aslında düşünse bunun ne kadar haklı bir talep olduğunu görecek. Kafasını başka yerlere kiralayanların bir tablosunu çizmiş oluyor HDP’li milletvekili. Kendi çocuklarını Avrupa’da tüm imkanlar içerisinde yaşatırken öbür taraftan bir annenin feryadına kulakları tıkamak HDP’nin vicdani olarak kepenkleri kapattığının göstergesidir. 

– Avrupa’da son dönemde tırmanışa geçen İslam karşıtlığını nasıl yorumluyorsunuz?

KENDİ DEĞERLERİ İLE ÇELİŞEN BİR AB

Batı medeniyeti temelli küresel düzenin can çekişmesi olarak görmek gerekir. Kendi değerleri ile çelişen bir AB söz konusu. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalamış, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine yürekten bağlı olduğunu sözde ifade etmiş ülkeler, en tabii dini inanışları, düşünceleri baskılamaya çalışan faşizan bir yaklaşımı ortaya koymaya dönük bir tutum ve davranış içerisinde oluyorlar ise öncelikle kendi inandıklarını söyledikleri değerleri inkar ediyorlar. Hukuk sistemlerini tersyüz ediyorlar. Menfaatlerine gelmediği için en temel insani değerleri hiçe sayabileceklerini, ilkesiz davrandıklarını ortaya koymuş oluyorlar.

Batı medeniyetinin zihninin arkasında zaman zaman nükseden ve bu şekilde tezahür eden tarihte her zaman görüldü, görülüyor ve görülecek. Ancak bu artık sınıra gelindiğini ve globalleşen dünyada kimin hoşgörülü, kimin insanlığı kuşatıcı bir yaklaşım sunduğunu ve kimin ikircikli bir tavır içerisinde olduğunu hep beraber gördük. Bu bir süreç ve bu sürecin politik birtakım kazanımlar elde etmeye dönük yönleri de var. AB çerçevesinde başat rolünü nasıl üstlenirim yönünde bir stratejileri var.

MACRON’UN DERDİ İSLAM’LA

Bunu da islamafobi üzerinden nasıl devşirebilirim şeklinde yaklaşımlar var. Hepsinin arkasında islam’a yönelik böyle bir yaklaşımın olduğunu bilmemiz gerekiyor. Macron’un yaklaşımını buna bağlamak lazım. Kendilerinin inançlara yön vermeye çalışmaları aslında faşist bir anlayışın ifadesinden başka bir şey değildir. Bunların hiçbirine güçleri yetmeyecek ve İslam İslam olarak kalacak. Sayın Cumhurbaşkanımız da ‘Dünya 5’ten büyük’ mottosuyla tam da bunu ifade ediyor. Bütün mazlumların, mağdurların sesi olarak, bütün ezilmişlerin sesi olarak hiçbir insan haksızlığa, hukuksuzluğa uğramasın, inanç değerleri nedeniyle ötelenmesin. Herkesin inancı korunsun. Bu olaylar bizim mücadele bilincimizi arttırmalı. İnşallah Türkiye olarak gerçek anlamda adil bir dünyanın tesisi anlamında topyekûn bir gayret göstermemiz gereklilik olarak ortaya çıkıyor. 

– NATO üyesi Türkiye savunma açısından kendine yeni bir yol mu çiziyor?

Türkiye 1923’te Cumhuriyet ile Osmanlı Devleti’nin Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu, Afrika coğrafyasında hüküm sürmüş bir devletin devamı olarak İstiklal Harbi sonrası Mustafa Kemal’in öncülüğünde Cumhuriyeti ilan etmek suretiyle yoluna devam etti. Türkiye büyük badireler atlattı. Bir işgale uğradı. Topyekün bir İstiklal mücadelesiyle istikbaline yön vermeye baktı. Bu konuda nasıl bir mücadele içerisinden geldiğimizi tarihten biliyoruz. Türkiye bu sıkıntıları atlatarak Mustafa Kemal Paşanın ortaya koyduğu tam bağımsız Türkiye idealini de Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde 15 Temmuz gecesi ortaya koydu. Mustafa Kemal’in ortaya koyduğu bu hedef şimdi eve kemiğe bürünmüş vaziyette.

Türkiye proaktif dış politikasıyla, kendi egemenliği, kendi bağımsızlığı, kendi özgürlüğünü özgün politikalar ile ortaya koyuyor. Türkiye bir Avrupa ülkesi, Türkiye bir Akdeniz ülkesi, bir Karadeniz ülkesi, bir Balkan ülkesi, bir Orta Doğu ülkesi. Türkiye jeopolitik konumu itibariyle eşine rastlanmayan bir ülke. Çok önemli medeniyetlere beşiklik etmiş ve kendisi özgün bir medeniyet olarak da bir tarihe sahip.

“S-400 YAKLAŞIMI ASLA KABUL EDİLEMEZ”

“KENDİ ÜRETİMİNİ YAPAN 4-5 ÜLKEDEN BİRİYİZ”

Bu konuda muhalefetin de milli meselelerde aklını başına devşirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Türkiye savunma sanayi konusunda kendi üretimini de yapıyor. Yerlilik oranı yüzde 80’lere gelen bir savunma sistemimiz var. Bugün İHA, SİHA ve TİHA ile kendi üretimini yapman 4-5 ülkeden biri haline gelmiştir. Biz bir taraftan savunma sistemlerinin yerliliği milliliği konusundaki hassasiyetimizi füze savunma sistemleri ile ilgili de adımlarımızı atıyoruz. Hisarlar, cirit bunların en güzel ifadesi ve bunlar geliştiriliyor. Biz kendi koruma kalkanımızı, kendi füzelerimizi yapma iradesini de gösteriyoruz. Aynı şekilde uzaya hava istasyonları gönderen bir ülkeyiz. 3 tane şu an devrede olan aracımız var. Türkiye her konudaki teknolojik imkanlarını ortaya koyuyor. Bunlar milletçe övünülecek bir durum.

– Trump ve Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkındaki söylemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

“İKİRCİKLİ BİR POLİTİKAMIZ YOK”

Her iki lider için de sayın Cumhurbaşkanımızın ne kadar ilkeli ne kadar güvenilir özü sözü bir olan söylediğini yapan yaptığını söyleyen karizmatik bir kişiliğe sahip olduğunun bir bakıma tescili. Sayın Cumhurbaşkanımız gerek iç gerek dış politikada çok ilkeli bir duruş sergiliyor. Verdiği sözü tutuyor yaptığını söylüyor. Bazen biz ABD ve Rusya ile karşı karşıya geliyoruz. Bazen de ülkemizin menfaatleri gerektirdiği noktada birlikte hareket ediyoruz. Burada asıl olan Türkiye’nin kendi kararlarını kendisi vermesi. Sayın Cumhurbaşkanımızın en önemli vasfı bu. Millete dayalı, milletin egemenliğini temsil etme noktasında bu ilkeli duruşunu ve kararlılığını, millete dayalı siyasetini devletimizin vatanımızın çıkarlarını her zaman göz önünde bulundurunca ve önceleyici yaklaşımını her iki lider de sonuç itibariyle takdir etmiş oluyor. Sayın Cumhurbaşkanımız bütün dünya liderleriyle görüşüyor. Kendi özgün ve özgür politikamızı net bir şekilde onlarla paylaşıyor. Nasıl bir duruş sergileyeceğimizi onlar da biliyor. İkircikli bir yapımız yok. 

– CHP’li Mücahit Avcı’nın sahabe efendilerimizden Musab Bin Umeyyir’e yönelik çirkin yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

“CEHALET ÖTESİ BİR DURUM”

Gerçekten çok çirkin ve talihsiz bir beyanat. Ak Parti Gençlik Kolları’nın hazırladığı ve tarihi şahsiyetlere vurgu yaparak gençlerimize vermiş olduğu mesaj üzerinden Peygamber Efendimizin en yakın arkadaşlarına bu menfur yaklaşımlar asla kabul edilemez. Musab Bin Umeyir dediğimiz zat çok zengin bir ailenin evladı olarak Mekke’de doğmuş ve büyümüş bir insan. Bütün zenginlikler İslam uğruna terk edip canını feda etmiş. Bu zat maalesef yanlış biliyor. İslam’ı CHP genel merkezinde öğrenmeye çalışırsan bu eksiklik ve yanlışlıklar her zaman baki kalacaktır. Orijinal olarak kendi bilgi birikimini kendi kaynaklarından öğrenmesi gerekir. Musab Bin Umeyyir’in hayatını okumasını tavsiye ediyorum.

Musab Bin Umeyyir’e bir saldırıdır. Bunun düzeltilmesi başta Genel Başkan Kılıçdaroğlu olmak üzere tüm CHP’nin yetkililerinin sorumluluğundadır.

Etiketler: » » » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

beylikdüzü escort