logo

Osmanlı Bayırından aşağıya “şak kurmak”

2017-01-09-23-04-04Haberlerde Çankırı’ya kar yağdığını duyduğumda, çocukluğumun kışlarını hatırladım. Her zamanki gibi geçmişte kalan güzelliklere olan özlem duygusu ile mazide kalan o günlerden hatırladıklarımı sizlerle paylaşmak istedim.

Bizim çocukluğumuzda yağan karlar günlerce erimezdi,  kar yağdı mı kalkmak bilmez, ayazda buza çekerdi her yer.

Kızakla kaymak için yokuşun başındaki çeşmeden doldurulan destiler, güğümler gece yarısı yukardan aşağıya boca edilirdi, iyice buz tutsun diye, buna karşılık mahalleden bazı teyzelerde soba külü dökerlerdi. Bebeler düşüp bir yerlerini kırıp, incitmesin diye.

O yıllarda, şeerli bebelerin yarıyıl tatili hediyesi, köyden gelirdi. Kayın ağacından yapılmış, yanlarında gazoz kapağından zilleri olan tahta kızak ve oturma yerinde eski pöstekiden bir parça oldu mu, say ki Murat 124’ün direksiyonuna kuruldun.  O kadar keyif verirdi yani…

Bizim mahallede kızak kayabileceğimiz birkaç tane yokuş vardı.

Bunlardan birisi, Karataş mahallesinde, Su Deposunun altından, Eşeği ile datlı su satan, Sucu Hotti’nin evinin oralardan başlar. Besili inekleri olan ve onları her gün Uluyazı’ya gütmeye götüren, ineklerine dik dik bakana ana avrat söven Pak Memed Ağanın evinin önünden geçer. Haşşıhların mescidinin yanından devam eder, Ali Bey Camisine doğru, önce Uzunyolu keser, Kembağlı Raşit ağanın evinin önünden, ta Kastamonu caddesine kadar uzanır.

fb_img_1484030952469

İkincisi yine su deposundan, şimdiki İhvan sitesine doğru,  Dizdar Değirmenin savağının tepesine kadar uzanır giderdi. Buranın zemini buzlu olmadığı için daha çok bebelere göreydi.

Üçüncüsü, “Osmanlı Bayırı”, çoluk çocuğun kaymaya cesaret edebileceği yer değildi. Osmanlı Bayırı,  Mimar Sinan Mahallesinde, Çansaatinden aşağıya, cumaları eski mezat’ın kurulduğu, Odun Pazarına, Büyük Camiye doğru inen sokaktır. Bayırın sonuna doğru İskilipli Şükrü Ustanın fırını vardır. Hani ramazanda, dişi olanlara “dırnaklı” olmayanlara, kaba ekmek yaptırdığımız. Pazar günleri de etlikten son kalanla “gıymalı” yaptırdığımız o eski “taş fırınlardan.

Osmanlı Bayırında şak kurmak için yokuşun başına koşarak gelip, elinle tuttuğun kızağı buzlu zemine sertçe vurarak “şak” diye üstüne oturursun. İşte “şak kurmak” budur. Şak kurmak, süratli kaymanın başlangıcıdır. Hızı artırmak ve havalanıp tekrar şak diye buzlu zemine oturmak için aralarda birkaç tanede hoplangaç olurdu. Singer Halit’in evinin duvarına çarpmadan köşeyi dönebilen, Şükrü Ustanın fırınını da arkada bırakır, eskiden altı helâ, üstü belediye nikâh salonu olan binaya kadar giderdi. (Veya ben öyle hayal ediyordum)

O günlerde, Osmanlıdan Bayırından aşağıya şak kurmak her gencin becereceği iş değildi.

Bu günün şanslı gençleri, sömestir tatilinde Ilgaz Yıldıztepe’de ski yapıyorlarmış…

Yazı İktibasları

İbrahim ZENCİRCİ           Yazı İktibasları

 

 

 

Share
2603 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.